Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Serdar50 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum: Serdar50 âíå ôîğóìà
    Üyelik tarihi : 07.Ocak.2010
    Mesajlar : 33
    Tecrübe Puanı : 0
    Array

     

    Angry Keloğlan Masalları - Yazılı Masal

    https://combeki.com/images/yorumlarinizi.png
    KELOĞLAN MASALLARI
    http://www.combeki.com/forum - Keloğlan Masalları - Yazılı Masal
    KELOĞLAN PADİŞAHIN OYUNU

    Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Tilkilerin kümeslerden uzak durduğu farelerin kedilerden korkmadığı bir devirde yaman mı yaman bir Keloğlan yaşarmış. Bu Keloğlan dağ-taş gezermiş soğuk sulardan içermiş. Anasıyla birlikte karınca kararınca yaşayıp giderlermiş.

    Bir öğle vakti Keloğlan evde anasıyla konuşurken kapı çalınmış. Keloğlanın anası kapıyı açmış. Gelenler ak sakallı yaşlıca bir adam ile dünya güzeli bir kızmış. Anası misafirleri eve buyur etmiş. Keloğlan'ın kızı görünce aklı başından gitmiş. Kıza aşık olmuş. Anası öbür odaya geçince ana bu kızı bana istesene demiş. Anası kimdirler nedirler bilmeyiz nasıl olup da eve gelen misafirden kızını isteriz dediyse de Keloğlan'ın ısrarı karşısında kızı babasından istemiş. Meğersem bunlar tebdil kıyafet gezen o ülkenin padişahı ve kızıymış.

    Padişah: " İyi de Keloğlan kızımı nerede yaşatacaksın nasıl geçineceksiniz? Anlat da bilelim. " demiş.

    Keloğlan: " Ondan kolay ne var canım. Onu sarayımda yaşatırım pek de güzel geçindiririm. " demiş.

    Padişah: " Saray mı? Ne sarayı? Senin sarayın mı var Keloğlan? " diye sormuş.

    Keloğlan: " Tabi canım. Şu dağın ardında kalan saray benimdir. " demiş.

    Padişah Keloğlan'ın dediği sarayı hemen bilmiş. Çünkü o saray kendi sarayıymış. Keloğlan'ın oyun ettiğini anlamış. Onun oyununa karşılık kendi de bir oyun oynamak istemiş:

    " Bak sen. Bravo sana Keloğlan demek senin bir sarayın var. Hem tanınmış birisin hem de zenginsin. Kızımı senden daha iyi birisine mi vereceğim? Şimdi biz gidelim. Haftaya bugün sarayına misafir oluruz. Haydi kal sağlıcakla. " demiş ve kızıyla birlikte çıkıp gitmiş.

    Padişahla kızı gidince Keloğlan'ı bir düşüncedir almış. Demediğini bırakmayan anasından kurtulmak için dışarı kaçmış. Durum buymuş ve bir hal çaresi lazımmış. Şöyle mi yapsam böyle mi etsem derken sonunda kararını vermiş. Olanları padişaha anlatıp yardımını isteyecekmiş. Padişah ise Keloğlan'ın saraya geleceğini tahmin ediyormuş. Keloğlan'ı görüşme odasına aldırmış ve araya gerili perdenin arkasından Keloğlan'la konuşmuş. Keloğlan'ın dediklerini kabul edip sarayı Keloğlan'ın emrine bırakmış ve kızıyla birlikte yakındaki konakta kalmaya başlamış.

    Keloğlan saray görevlilerinden hazırlıkların bir an önce tamamlanmasını istemiş. Padişah ve kızı söz verdikleri günde misafirliğe gelmişler. Görevliler durumdan haberdar oldukları için padişah ve kızına misafirmiş gibi davranmışlar. Yemekler yenmiş ayranlar içilmiş. Sohbet giderek koyulaşmış ve geç vakitler padişah ve kızı giderken Keloğlan ve anasını konağa davet etmişler.

    Konakta anası padişahtan kızını Keloğlan'a istemiş. Kızının olurunu aldıktan sonra padişah evet demiş ve kızını Keloğlan' a vermiş. Sarayda yapılan düğüne padişah padişah kıyafetiyle kızı Aysel de prenses kıyafetiyle katılıp kimliklerini belli etmişler. İlk anda çok şaşıran Keloğlan ve anası zamanla buna alışmışlar. Saray görevlileri padişahın oyununu konuşmuşlar. Keloğlan ve Aysel evlenip mutlu olmuşlar.


    SON



    KELOĞLAN'IN HOROZU

    Bir varmış bir yokmuş. Yumurtadan civciv çıkmış. Civciv büyümüş piliç olmuş. Piliç büyümüş tavuk olmuş. Tavuk yumurtlamış. Yumurtadan civciv çıkmış. Bu civciv büyümüş horoz olmuş. Bu horoz bir gün sol- sağ bir- iki uygun adım giderken Keloğlan'la karşılaşmış ve Keloğlan'ın yanından sıyırtıp geçmiş. Keloğlan ağzı açık horozun arkasından baka kalmış. Çabucak toparlanıp bir koşu horozun önüne çıkmış. Karşısında Keloğlan'ı gören horoz durmuş.

    Keloğlan: " Ne o Toros? Yürüyüp gidiyorsun. Beni tanımadın mı? "

    Bunun üzerine horoz durmuş: " Tanıdım da seni tanıdım diye durmam gerekmez. "
    " Bana kızgınsın yenilgiyi benden biliyorsun. "
    " Daha herşey bitmedi. Şu yeni nesil. Bak civcivlere bunların çoğu horoz olacak. Yakında yeni bir ordu kuracağım. Zafer bizim olacak. "

    Altı ay kadar önceydi. Uzun bir zamandır tilkiler kümeslere giriyor ve tavukları götürüp ormanda yiyorlardı. Kümes hayvanları tilki korkusu altında yaşamaktan bıkmıştı. Daha sonra Toros çıktı ve kümes hayvanlarını bir bayrak altında toplamayı başardı. Horozlardan ordu kurdu bu orduyla haksızlığa baş kaldırdı ama tilki ordusuyla yapılan meydan savaşında bozguna uğradı. Savaştı sonuna kadar savaştı tek kaldı ve kuşatmayı yarıp yaralı olarak kurtuldu. Yarası iyileşince tekrar ortaya çıktı ama bu defa çok daha fazla hırslıydı.

    Keloğlan'ı tanımamasının sebebi ise biraz daha sabret hemen savaşa girme kazanma şansın çok az demesinden kaynaklanıyordu. Zamanla civcivler piliç piliçlerin çoğu horoz oldu. Çevreden binlerce horoz gelerek Toros'un özgürlük bayrağı altında toplandı. Keloğlan'ın çok kalabalıksınız siz bu savaşı kazanırsınız demesi üzerine yapılan savaşı horozlar kazandı. Keloğlan'ın horozu zafer kazandı ve kalan az sayıda tilki ormanın derinliklerine çekildi.


    SON




    KELOĞLAN'IN KUZU SEVGİSİ

    Keloğlan kasabaya giderken yolda bir kılıç bulmuş. Kasabaya varınca kılıcın sahibini aramaya başlamış. Kime sorduysa ne kılıcı daha önce gören ne de sahibini tanıyan çıkmamış. Hayvan pazarından geçerken küçük bir kalabalık Keloğlan'ın etrafına toplanmış. Birkaç kendini bilmez Keloğlan'la alay etmeye başlamış.

    Adamlardan biri orta yere bir kuzu getirmiş:
    " Şu kuzuyu kılıçla keselim. Şişe takıp döndürelim. Nar gibi kızartalım. Afiyetle yiyelim. " demiş.

    Bunun üzerine Keloğlan:
    " Aman ağalar etmeyin eylemeyin. Ne istersiniz bir garip kuzudan? Daha doğalı kaç gün olmuş? Bırakın yaş yaşasın ömür sürsün. Kuzu kesenin kuzu eti yiyenin başına türlü belalar gelirmiş. Bunu bilmez misiniz? "

    Keloğlan'ın haykırışı ses getirmiş. Kalabalıktan birkaç kişi Keloğlan'dan yana çıkmış. Kuzunun sahibi kuzuyu götürmüş. Az önce keselim döndürelim kızartalım yiyelim diyen adamlar Keloğlan'dan özür dilemişler. Keloğlan'ı üzmemek için kuzu kesmekten kuzu eti yemekten ömür boyu vazgeçmişler.

    Son sözü Keloğlan söylemiş:
    " Kuzu eti yiyen olmasa kuzular kesilmez. Kuzuların kesilmemesi için sizler de kuzu eti yemekten vazgeçmek istemez misiniz? "

    SON




    KELOĞLAN İLE BULUT

    Bir zamanlar Anadolu'da bir garip Keloğlan yaşarmış. Çalışmayı sevmezmiş ama bizim tarladan ürün toplanacak gel bir el atıver Keloğlan diyen konu komşunun yardımına koşarmış. Domates biber patlıcan toplarmış. İş bitince para veren olmaz sadece öğle yemeği tarhana çorbası. Eh öğlenleri evde anam zaten tarhana çorbası pişiriyor neden çalışıp yorulayım der ve yan gelip yatarmış.

    Bir sabah vakti gökyüzünde bulutlar toplanmış ortalık kararmış ve şiddetli bir yağmur başlamış. Yağdıkça yağmış ve sonunda yağmur damlaları birleşip sel olmuş. Çevrede ne ev bırakmış ne ahır ne tarla ne bahçe. Hepsini silip süpürmüş alıp götürmüş. Keloğlan ile anası bir ağaca çıkıp selden kurtulmuşlar.

    Yağmur yarım saatte dinmiş. Keloğlan ile anası ağaçtan inmiş. Keloğlan yağmura çok kızgınmış. Yağmuru yağdıran buluta seslenmiş:

    " Ey bulut koca bulut artık sen iyiyi unut.
    Nedir derdin çabuk söyle bakma yüzüme öyle.
    Bir evi olanın evini yıktın neden onları evsiz bıraktın?
    Anamla ben de evsiz kaldık dipsiz kuyularda dertlendik kaldık. "

    Keloğlan'ın sitem dolu sözleri üzerine bulut dile gelmiş:

    " Keloğlan Keloğlan utanıyorum senin yüzüne bakamıyorum.
    Ben nedensiz sinirlenirim bolca yağar geçer giderim.
    Düşünmem insanlar sağ mı kalır hayvanlar ne olur?
    Tarlaları bahçeleri talan eder geçerim. "

    Keloğlan'ın isteği üzerine bulut zamanı yirmi dört saat önceye almış. Ertesi gün yine o bölgeye yağmur yağmış ama azar azar beş saatte yağmış ve hiçbir yeri su basmamış sel gelmemiş. Böylece bulut meselelerin akılcı çözümlerle başarılı olabileceğini öğrenmiş olmuş.

    SON



    KELOĞLANI ÇARMIHA GERDİLER

    Keloğlan kasabaya tuz almaya gidiyormuş. Bakmış yolun ilersinde arabın biri evin etrafında dönüp duruyor. Keloğlan arabın yanına gelmiş ve arapla birlikte dönmeye başlamış. Keloğlan sormuş: " Ey arap bu ev senin midir? "

    Arap cevap vermiş: " Evet ev benimdir. Senin adın nedir? "

    " Benim adım Keloğlan'dır. Ya seninki? "


    " Benim adım da Bekir'dir. Nereye gidersin? "

    " Kasabaya giderim. Ya sen niye evin etrafında dönersin? "

    " Bir tür inanış. Ben uydurdum döndükçe kötülükler evden uzaklaşır. "

    " Günde kaç defa dönersin? "

    " Aklıma geldikçe kafama estikçe üç-beş defa. "

    " Dönmesen yürümesen dursan diyen Keloğlan'a arap çok kızmış. "

    " Bana nasıl dönme dersin " diyen arap Keloğlan'ı yakalayıp bağlamış. Daha sonra ağaç dallarından çarmıh hazırlayıp Keloğlan'ı bu çarmıha germiş. Ellerini ayaklarını bağlamış. Haydi bana müsaade diyen arap yürüyüp gitmiş.

    Bu masalı yazmakta olan Serdar Yıldırım Keloğlan'ın haline acımış. Noktayı koyup kalemi elinden atarak defterin içine girmiş ve Keloğlan'ın yanında belirmiş. Onun bağlı olan ellerini ve ayaklarını çözmüş. Keloğlan Serdar'a teşekkür etmiş. Sana bir can borcum var demiş. Kendisini çarmıha geren arabın tekin biri olmadığını burada fazla eğlenmemesini söyleyip hızlı adımlarla oradan uzaklaşmış.

    Serdar sağa-sola bakınırken arap gelmiş. Serdar'dan Keloğlan'ı bıraktığını öğrenen arap küplere binmiş. Bağırıp çağırmış. Hırsını alamayan arap Keloğlan'ı çarmıha gerdiği yere bu kez Serdar'ı bağlamış. Haydi bana müsaade deyip yürüyüp gitmiş.

    Aradan yarım saat geçmiş geçmemiş Keloğlan geri gelmiş. Serdar'ı çarmıhtan indirmiş. Sana can borcum ödendi demiş. Bunun üzerine Serdar gelecekten geldiğini yazdığı pek çok masalın yanısıra Keloğlan masalları da yazdığını şimdiye kadar yirmi tanesinin bittiğini söylemiş. Masalları internette yayınladığını yayınevlerinin bunların bazılarını masal kitaplarına aldığını belirtmiş.

    Keloğlan: " İnternet nedir bilmem ama benim masallarımın kitaplara geçmesine çok sevindim. Herkes okuyor mu onları? "

    Serdar: " Evet Keloğlan. Herkes okuyor. "

    Keloğlan: " Dur bak Serdar başımdan geçen birkaç olayı anlatayım. Onların da masalını yaz. "

    Serdar: " Tamam olur Keloğlan. Ama önce buradan uzaklaşalım. Arap gelirse bu kez ikimizi birden çarmıha gerer kurtaran da olmaz. "

    Keloğlan: " Doğru ya ben arabı unutmuştum. O kadar yalvardım beni çarmıha gererken bir merhamet göstermedi. "

    Serdar: " Bense araba hiç yalvarmadım. Yaptığının yalnış olduğunu söylemekle yetindim. Senin geri geleceğini biliyordum. Bu Keloğlan benim bildiğim Keloğlan ise buralardan gitmemiştir bizi seyrediyordur diye düşünüyordum. Hani can borcum diyordun ya onu ödemek için. Ben senin kadar zeki olsam başka ne isterim. "

    Keloğlan: " Bütün sözlerin doğru. Anam haricinde herkes benim zeki olduğumu söyler. Şu gördüğün saksı boş değil yani. "

    Karşıdaki ormandan çıkan arabı gören Keloğlan ile Serdar ayrı yönlere bir kaçış kaçmışlar ki sormayın! İkisi aynı yöne kaçsalar ve araba yakalansalar kim kurtaracakmış? "

    Arap daha sonra evine girmiş yemek yiyip yatıp uyumuş. Gece yarısı şiddetli bir yağmur yağmış. Bu arada arabın evine yıldırım düşmüş. Arap artık yaşamıyormuş.


    SON


Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Sosyal Bağlantılar

Sosyal Bağlantılar

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

 

 

  • Çocuk Şarkıları | Kikirdak Çocuk | ardiyo DJ | Non Stop Konya | Dizi Haber |
  •