Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Serdar50 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Durum: Serdar50 âíå ôîğóìà
    Üyelik tarihi : 07.Ocak.2010
    Mesajlar : 33
    Tecrübe Puanı : 0
    Array

     

    Post Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2

    https://combeki.com/images/yorumlarinizi.png

    http://www.combeki.com/forum - Karagöz İle Hacivat Konuşmaları 2


    KARAGÖZ İLE HACİVAT: LEYLEK ETİ

    Hacivat: " Karagözüm ziyafet var. "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Ziyafet var ziyafet. Al hanımı Yaşar'ı. Bu akşam bize gelin. Levrek aldım pişirip yeriz. "
    Karagöz: " Bu akşam size gelemeyiz leylek eti yiyemeyiz. "
    Hacivat: " Leylek demedim Karagözüm levrek dedim. Levrek balığı. "
    Karagöz: " Bırak ya Hacivat ne zamandan beri leylekler balık oldu. "
    Hacivat: " Leylekler balık olmaz tıpkı benim Karagöz olamadığım gibi. "
    Karagöz: " Keşke Karagöz olsan bana benzesen Hacivat. "
    Hacivat: " Aman hayatta isteyeceğim en son şey sana benzemek. Ben bu halimden memnunum. "
    Karagöz: " Tamam bana benzeme. Git Halim'le Memduh'a benze. "
    Hacivat: " Sen ne diyorsun Karagözüm? Halim'le Memduh da kim? "
    Karagöz: " Sizin mahalleden yeni taşınmışlar. Bizim mahalleye geldiler. "
    Hacivat: " Eee sonra? "
    Karagöz: " Bizim mahalleyi beğenmediler. Sizin mahalleye geri dönecekler. "
    Hacivat: " O neden? "
    Karagöz: " Çünkü onları dövdüm. Alaycı konuşmaya devam edersen seni de döverim. "
    Hacivat: " Sustum Karagözüm yeter ki beni dövme. "
    Karagöz: " Leylek eti falan da yemem. "
    Hacivat: " Yeme Karagözüm leylek eti yeme.




    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KARAGÖZ AŞIK

    Genç Karagöz Bursa sokaklarında elinde bir demet ısırgan otuyla hızlı adımlarla yürürken Hacivat'la karşılaşır. Hacivat sorar:
    " Hayrola Karagözüm bu ne acele? Sanki peşinden köpek kovalıyor. "

    Karagöz: " Sus Hacivat! Köpek beni niye kovalasın? O ancak senin gibileri kovalar. "
    Hacivat: " Hemen kızma Karagözüm lafın gelişi öyle dedim. Hızlı hızlı nereye böyle? "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Hızlı hızlı nereye böyle? Yani nereye yetişeceksin? "
    Karagöz: " Şey yavuklumla buluşacağım da. "
    Hacivat: " Yavuklun mu? Senin yavuklun mu var? "
    Karagöz: " Var tabi neden olmasın? Ben sevemez miyim yani? "
    Hacivat: " Tabi seversin yavuklun da olur. O elindeki nedir? Isırgan otu mu? "
    Karagöz: " He ya ısırgan otu. Yavukluma verecektim "
    Hacivat: " Olur mu Karagözüm hiç insan sevdiğine ısırgan otu verir miymiş? "
    Karagöz: " Ee o zaman ne verir?
    Hacivat: " Karanfil verir. "
    Karagöz: " Kara fil mi? Afrika mı burası? Fil ne arar? "
    Hacivat: " Karanfil dedim Karagözüm. Bir tür çiçek. "
    Karagöz: " Çilek bulunmaz şimdi mevsimi değil. "
    Hacivat: " Çilek değil çiçek dedim. Her neyse sen iyisi kırmızı gül götür. "
    Karagöz: " Hı.. "
    Hacivat: " Kırmızı gül kırmızı gül. "
    Karagöz: " Kırmızı tül mü? Perdelik tüllerden mi? "
    Hacivat: " Dur Karagözüm ne perdesi ne tülü. Kırmızı gül dedim. "
    Karagöz: " Kırmızı kül mü? Amma yaptın Hacivat külün kırmızısı mı olurmuş? "
    Hacivat: " Yine yanlış anladın. Peki o zaman senin dilinle konuşalım. Ya nesi olur? "
    Karagöz: " Sen de ne cahilsin Hacivat. Külün rengi kül rengi olur. Bilmiyorsan öğren. "

    Karagöz'ün yanlış anlamaları karşısında sinirlenen Hacivat ne kadar hırslandığını Karagöz'e fark ettirmemeye çalışır. Kuruyan dili damağında zorlukla döner:
    " Tamam Karagözüm yavukluna ne istersen götür. Isırgan götür sarımsak götür soğan götür. "

    Hacivat ister ıspanak götür ister pırasa götür diye söylenerek uzaklaşır gider. Hacivat'ın arkasından bakakalan Karagöz çabucak aklını toplar. Kendini daha sağlıklı düşünmeye zorlar:
    " Hacivat'ın her dediğini ısırganın yanında yavukluma hediye etsem iyi olacak. Şimdi ben sarımsak soğan ıspanak pırasa nerede bulurum? "

    Karagöz aradıklarını komşuların yardımıyla tamamlar. Hepsini bir sepete koyarak yavuklusuna verir. Karagöz'ün yavuklusu genç kız hediyelerden dolayısıyla memnun olur. Bu genç kız Karagöz'ün oğlu Yaşar'ın annesidir.

    SON






    KARAGÖZ İLE HACİVAT: KÖSE

    Güzel güneşli bir yaz gününde Pınarbaşı Meydanı'nda bir sürü adam toplanmış kahkaha patlatıyordu. Şişiren ağızdır da balonu patlatan iğnedir. Ağızdan çıkan iğneli sözler adama nasıl kahkaha patlattırır dilerseniz bunu öğrenelim.

    Hacivat: " Ak akçe kara gün içindir. "
    Karagöz: " Akçe yok ki kara güne saklasam. "
    Hacivat: " Bir elin nesi var iki elin sesi var. "
    Karagöz: " Kurnada oturanın elinde hamam tası var. "
    Hacivat: " Söz gümüşse sükut altındır. "
    Karagöz: " Söz altınsa sükut tenekedir. "
    Hacivat: " Olur mu Karagözüm sükut yani susmak altındır. "
    Karagöz: " İyi o zaman susalım konuşmayalım. Buradaki kalabalık hemen dağılır. İnsanlar işini bırakıp bizi dinlemeye geliyorsa sözüm altın değerinde olduğu içindir. "

    Karagöz kalabalığa dönerek:
    " Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış fırtınasıdır koptu.
    Bu sefer Hacivat kalabalığa dönerek:
    " Beni haklı görenler alkışlasın. " diye bağırdı. Bir alkış boranıdır koptu. Eee ne diyelim onları alkışlayanlar sayıldığında birbirine eşit olduğu görüldü. Yalnız karşıda duran ve Karagöz ile Hacivat'ın her iğneli vuruşuna kahkahasını patlattıran köse kimseyi alkışlamadı. Sonradan sordum benim oyum ikisine dedi.


    SON





    EKMEK

    Bursa sokaklarında gezip dolaşan Karagöz ile Hacivat Pınarbaşı Meydanı’na geldiklerinde yorulduklarını anlarlar ve bir ağacın altına oturup dinlenirler.
    Daha sonra Hacivat: “ Aman Karagözüm içim bayıldı. Fırından ekmek al da suya banıp yiyelim. “
    Karagöz: “ Ekmek alayım da yakında fırın var mıdır? “
    Hacivat: “ Var ya. Az önce önünden geçtik. “
    Karagöz: “ Hiç fark etmedim. Yerini tarif et hangi somun fırınında? “

    Hacivat eliyle işaret eder:
    “ Şuradaki inek ahırının ilersindeki somun fırınında. “
    Karagöz: “ Ne işi varmış elinin ineğin kuyruk sokumunda? “
    Hacivat: “ Karagözüm nerden çıkarırsın ineğin kuyruk sokumunu? Hani şu ahırın ilersindeki somun ekmek fırınında. “
    Karagöz: “ Ahırda samandan ekmek mi pişiriyorlar? “
    Hacivat: “ Hiç samandan ekmek olur mu Karagözüm? Buğday ekmeği olur buğday. “
    Karagöz: “ Atlara buğday ekmeği insanlara saman ekmeği. “
    Hacivat: “ İnsanlar saman ekmeği yemezler Karagözüm. İnsanlara buğday ekmeği atlara saman ekmeği. “
    Karagöz: “ Demek o fırında atlara saman ekmeği pişiriyorlar. “
    Hacivat: “ Öyle demek istemedim. “
    Karagöz: “ Ama öyle dedin. Atlara saman ekmeği dedin. “
    Hacivat: “ Dur Karagözüm. Sana cümle anlatayım derken ben kelimeleri şaşırdım. Gitmemek için böyle yaptın. Ağzımdan çıkanı kulağıma duyurmadın. Ben bir ekmek alıp geleyim “ diyen Hacivat hızlı adımlarla oradan ayrılır. Biraz sonra elinde bir somun ekmek ve bir çanak suyla gelir. Ekmeği ikiye böler ve yarısını Karagöz’e verir. Birlikte ekmeklerini suya banıp yerler.

    SON




    ZAMAN MAKİNESİ

    Karagöz bir gün hızlı adımlarla evinden çıkar ve Hacivat'ın evine doğru yürümeye başlar. Karagöz çok hırslıdır gözü hiçbir şeyi görmez. Kendisini tanıyıp selam verenlere bile eyvallah etmez. Hışımla gelip Hacivat'ın evinin kapısını çalar. Hacivat kapıyı açar:

    " Yavaş ol Karagözüm kapıyı kıracaksın! Tokmağı görmez misin? Tekmeyle kapı çalınır mı? Evi yıkacaksın. Benden korkmaz mısın? "

    " Kes! Tantanayı bırak! Senden korkmam. Sen benden korkar mısın? "

    " Aman Karagözüm korkarım. Yeter ki evimi başıma yıkma."

    " Hemen gel benim evin bahçesine. Hani diyordun ya yüz sene sonra ne seni ne beni kimse bilmez hatırlamaz. Onun sağlamasını yapacağız. Bakalım doğru mu? "

    " Hah hah ha. Aman Karagözüm. Bırak yüz seneyi elli altmış sene sonra bile insanlar bizi hatırlamaz. Suya yazılan yazı gibi ağızdan söz uçup gider. Kim Hacivat diye kim Karagöz diye kim beni ana kim seni bile. "

    " Kes! Çekerim senin kulaklarını. Kapa kapını düş peşime. "

    Gerisin geriye dönüp uzaklaşan Karagöz'ün ardından Hacivat koşarak zor yetişir.

    " Karagözüm nedir benimle derdin? Ben öylesine şakacıktan söylemişimdir. Sen esas mı sanırsın? "

    " Artık iş çığırından çıktı. Sen şakacıktan konuşmadın ben de esas sandım. Elli altmış sene değil altı yüz altmış sene sonrasına gideceğiz ve o zamanın insanına bizi soracağız. Ey ademoğlu Karagöz ile Hacivat'ı bilir misin diyeceğiz. Yüz kişiden bir kişi bile tanımayan çıkarsa ben süpürge olayım yolları süpüreyim. "

    Karagöz daha sonra Hacivat'ı evinin bahçesine götürür ve kendi icadı zaman makinesini gösterir:

    " Bak Hacivat bu benim yaptığım zaman makinesi. İkimiz buna binip geleceğe gideceğiz. Bakalım Bursa ve Pınarbaşı Meydanı nasılmış? Kaç yüz sene sonra insanlar nasılmış? Bütün bunları öğreneceğiz. "

    " Aman Karagözüm bu ne böyle? Tahtadan tenekeden bir odacık yapmışsın. Ama bunun tekerlekleri yok. Tekerlekleri olsa bile hani at hani eşek. Bunu ne çekip götürecek? "

    " Kes! Zırıltıyı bırak! Tekerleğe ihtiyaç yok çünkü yürümeyecek. Bu makine zaman içinde süzülecek. Süzülerek zamandan hızlı gidecek ve zamanın önüne geçecek. İstediğim yerde duracak ve o zamanda kalacak. Biz de makineden çıkıp geleceği göreceğiz yaşayacağız. "

    "Neler diyorsun Karagözüm? Söylediklerinin yarısını anlamadım. İddianı ispat et benden sana bir tepsi cevizli baklava hediye. "

    Bunun üzerine Karagöz:

    " Bir tepsi cevizli baklava mı? Desene ağzım tatlanacak" dedikten sonra zaman makinesinin kapısını açar ve haydi bakalım Hacivat gir içeri der.

    Hacivat içeri girip sandalyeye oturur. Karagöz de diğer sandalyeye oturup kapıyı kapatır. Ayaklarıyla bisiklet pedalına benzer bir tür pedalı çevirmeye başlar. Aracın etrafını bir zaman bulutu kümesi kaplar. Karagöz Bursa Pınarbaşı Meydanı diye bağırır ve pedalı altı yüz altmış defa çevirdikten sonra bırakır. Biraz sonra araç Pınarbaşı Meydanı'nda belirir. Karagöz ile Hacivat araçtan çıkarlar.

    Sene 2011. Aralık ayının yirmi dördü. Karagöz ile Hacivat'ı meydanın ortasında gören insanlar onların başına toplanırlar.

    Bir çocuk sevinçle koşarak yanlarına gelir ve geride kalan annesine bağırır:

    " Anne koş bak Karagöz'le Hacivat. "

    Adamlar kadınlar çocuklar Karagöz ile Hacivat'ın etrafını sarar. Duyan gelir gören gelir. Ortalık kalabalıklaşır. Karagöz nasılsın? Hacivat nasılsın? diye hal-hatır soranlar çoğunluktadır. Sizleri çok seviyoruz diyenler vardır.

    Karagöz atıp tutturmuş olmanın gönül rahatlığı içinde Hacivat'tan yana döner:

    " Hani Hacivat kimse bizi tanımazdı? Ne oldu gıkın çıkmıyor? Çamura oturdun mu şimdi? "

    " Ne desem bilmem ki Karagözüm. Şaşırdım kaldım. İnsanlar bunca sene sonra bile beni tanıdılar ya eee ben de az değilim hani tanımasalardı şaşardım. "

    " Vay Hacivat fırıldak olmuş dönüyorsun! Yaptığın laf kalabalığı. İnsanlar seni tanıdılar ama ben varım diye seni tanıdılar. Ben olmasam seni kim bilecek? Önce benim adım anılıyor. Ben başroldeyim sen fagüransın. "

    " Hah hah ha. Ona fagüran değil figüran derler. "

    " Ha fagüran ha fegüran ne farkeder? Doğrusunu kim bilebilir ki? "

    Serdar Yıldırım da ilk andan itibaren Karagöz ile Hacivat'ın yanındaydı. Onların konuşmalarına kulak müşterisi olmuştu. Karagöz'ün konuşmasından imla kelime söyleyiş hatalarını cımbızla çekip alarak diliyle şekillendirip doğrusunu söyleyen Hacivat Serdar'ın bilerek yaptığı hatayı cımbızladı.

    " Oğlum yazıyorsun bari doğrusunu yaz. Ona kulak müşterisi değil kulak misafiri denir. "

    Aynı anda kadının biri yanındaki kadına şöyle demektedir:

    " Üniversiteli gençler galiba. Çok güzel rol yapıyorlar. Tıpkısının aynısı Karagöz ile Hacivat bunlar. "

    " Doğru kardeş belli tiyatro eğitimi almışlar. Böyle gerçekmiş gibi rol yapan tiyatrocu az bulunur. Broadway yıldızları bunlara bir bardak su veremez. "

    Üniversiteli gençler galiba diyen kadının on yaşındaki oğlu annesinin dediklerine katılmıyordu. Annesi çok güzel rol yapıyorlar demişti. Bakın bu doğru olabilirdi. Dünya bir sahnedir dersek onlar başroldeki aktörlerden ikisiydi. Dünya sahnesine çeşitli devirlerde çeşitli oyuncular önderlik etmişti. Önderler liderlik pozisyonlarını hiçbir zaman kaybetmezler ve yüzyıllar sonra bile bu özelliklerini sürdürürlerdi. Önemli olan iyilikleriyle artı değerleriyle hatırlanmaktı. İşte Karagöz ile Hacivat: Bu ikiliye kötüdür fenadır demek kimsenin aklına gelmezdi. Her tip insan için biçilmiş kaftandılar. Korkunç zordur herkes tarafından beğenilmek takdir edilmek.

    Annesi son olarak tıpkısının aynısı Karagöz ile Hacivat sanki bunlar demişti. Sankiyi aradan çıkartırsak geriye ne kalır? Gerçekten bunlar Karagöz ile Hacivat olabilir miydi? Çocuk annesinin elinden kurtulup Karagöz'ün ağzıyla boğazı arasındaki yeri yani sakalını tutup çekiştirdi. Sakal sağlamdı tutanın elinde kalmıyordu.

    Çocuk:
    " Anne Karagöz'ün sakalı takma değil " dedi ve diğer eliyle Hacivat'ın sakalını çekiştirdi.

    " Bak anne Hacivat'ın sakalı da takma değil. Bunlar gerçekten Karagöz ile Hacivat " dediyse de annesinin çatılmış kaşlarıyla karşılaşınca sustu.


    Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kalabalıktan kurtararak Muradiye semtine götürdü. Oradan Çekirge semtine inecekler ve ikiliye türbelerini ziyaret ettirecekti. Yolda Serdar şu internet kafeye girelim de resimlerinizi görelim ve hayat hikayenizi okuyalım dedi.

    Bunun üzerine Karagöz:
    " İnternet kafe mi? Ne interneti ne kafesi? Güvercin kafesi filan gibi mi? "

    Serdar:
    " Hayır güvercin değil tavşan kafesi. Suya yazı yazarsın kalmaz ya internette havaya yazıyorsun kalıyor. Cep telefonunla resim çek koy siteye foruma aylar sonra bile silinmez bozulmaz. "

    Hacivat:
    " Cep telefonu mu? O da ne ki? "

    Serdar cebinden telefonunu çıkararak:
    " İşte bu. Sende de bundan bir tane olsun ben burada sen Uludağ'da rahatça konuşup anlaşırız. "

    " Hiç o kadar uzaktaki iki insan birbiriyle konuşabilir miymiş " diyen Karagöz Serdar'ın üstüne yürüdü. Serdar kaçtı Karagöz kovaladı. Az sonra yorulan Karagöz Serdar'ın peşini bırakıp bir kenara oturdu ve Hacivat'ın gelmesini beklemeye başladı.

    Karagöz çabuk sinirlenmişti ama siniri hemen geçti. Karagöz ile Hacivat kafede resimlerini görünce gururlandılar hayat hikayeleri okununca duygulandılar. Hayat hikayelerinin son bölümünü okumadan geçen Serdar müthiş ikiliyi hala hayatta olduklarına inandırdı ve türbe ziyaretini kara listeye aldı. Onlara tarihsel ve teknolojik bilgi verdi.

    Serdar daha sonra Karagöz ile Hacivat'ı kapalıçarşıya götürdü ama onları oradaki izdihamda kaybetti. Ertesi gün Pınarbaşı'na giden Serdar zaman makinesini göremedi. Araç ortada yoktu. Karagöz ile Hacivat zaman makinesine binip gitmişler miydi? Yoksa belediye bu nedir deyip aracı çöpe mi atmıştı? Belediye aracı çöpe atmış olsa bile Karagöz ile Hacivat'ı da çöpe atacak hali yoktu ya. Serdar Bursa sokaklarında çok aramasına karşın onların izini bulamadı. Üzüntüsü doruğa çıkmıştı ki bu hikayeyi yazıp rahatladı. Bu hikayenin Karagöz ile Hacivat'ın hatırlanması akıllara düşmesi açısından yararlı olacağını düşündü.




    KARAGÖZ İLE HACİVAT: GÜBRE

    Hacivat Karagöz'ün evinin önünden geçerken Karagöz pencereden Hacivat'ın üstüne atlar boğuşmaya başlarlar. Yoldan geçen adamlar ikiliyi ayırırlar bunlar sakinleşince adamlar gider. Yalnız kalınca Hacivat sorar: " Aman Karagözüm bana neden saldırdın? Ben sana ne yaptım? "
    Karagöz: " Şuna bak bir de ne yaptım diye soruyor. "
    Hacivat: " Söyle canım efendim bir suçum varsa bileyim. "
    Karagöz: " Cenabettin Bey yalıya bahçıvan arıyormuş. Zoti'yi göndermişsin. "
    Hacivat: " Doğrudur. Zoti iyi bahçıvandır "
    Karagöz: " Ben kötü bahçıvan mıyım? "
    Hacivat: " Hayır kötü bahçıvan değilsin. "
    Karagöz: " O zaman beni gönderseydin. "
    Hacivat: " Geçen defa seni gönderdiydim. Bahçedeki güllerin altına insan gübresi dökmüşsün. O kadar gül soldu. "
    Karagöz: " Eee Cenabettin Bey geldi Karagöz gülleri gübrele dedi. "
    Hacivat: " Ama olmaz ki insan gübresi dökülmez ki. "
    Karagöz: " Ne gübresi dökülür? "
    Hacivat: " Hayvan gübresi dökülür. "
    Karagöz: " Kedi köpek gübresi. "
    Hacivat: " Olmaz. "
    Karagöz: " Kuş fare gübresi. "

    Hacivat: " Olmaz Karagözüm olmaz. "
    Karagöz: " Bunlar hayvan değil mi? "
    Hacivat: " Hayvan ama gübreleri bahçede kullanılmaz. "
    Karagöz: " Kullanılırsa ne olur? "
    Hacivat: " Topraktaki bitkiyi öldürür. Tarla bahçe bozulur. "
    Karagöz: " .... "
    Hacivat: " Bir de Cenabettin Bey'i sokakta kovalamışsın. "
    Karagöz: " Kovalarım tabi. Bana kızdı bağırdı. "
    Hacivat: " Kızar bağırır. Yalının bahçesini tümden bitirdin. Bahçeyi temizletti yeniden gül ektiriyor. "
    Karagöz: " Keşke ben ekseydim gülleri. "
    Hacivat: " Artık sana orası yasak. "
    Karagöz: " Gülleri eksinler de sonra ben bakımını yaparım. "
    Hacivat: " Karagözüm söyle bakalım ne gübresi kullanırsın? "
    Karagöz: " Sen söyle. "
    Hacivat: " Ahır hayvanlarının gübresi. Say bakalım. "
    Karagöz: " İnek öküz gübresi. "
    Hacivat: " Başka. "
    Karagöz: " Boğa tosun gübresi. "
    Hacivat: " Başka. "
    Karagöz: " At eşek gübresi. "
    Hacivat: " Başka başka. "
    Karagöz: " Koyun keçi gübresi. "
    Hacivat: " Değil mi ya? İşte bunları kullanmalısın? "
    Karagöz: " Bak hepsini bildim. Zoti'yi kov beni işe al. "
    Hacivat: " Zoti'yi kovmam ama seni işe alırım. Yeni bir iş. "
    Karagöz: " Yeni bir iş mi? Ne işi bu? "

    Hacivat: " Yük taşıyacaksın. Sandık sandık domates. "
    Karagöz: " Gündelik ne kadar? "
    Hacivat: " Gündelikler hep aynı. Bu işin bir de ayrıcalığı var."
    Karagöz: " Ayrıcalık mı? Neymiş o çabuk söyle. "
    Hacivat: " İstediğin kadar domates yiyebilirsin. "
    Karagöz: " İstediğim kadar mı? Desene yaşadım. Midem bayram edecek. "


    SON



Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Sosyal Bağlantılar

Sosyal Bağlantılar

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

 

 

  • Çocuk Şarkıları | Kikirdak Çocuk | ardiyo DJ | Non Stop Konya | Dizi Haber |
  •